Allianz Sosyal Dayanıklılık Endeksi 2025: Orta Dayanıklılık Tuzağı

11 Mart 2026 tarihinde güncellendi

Özet

2025 yılında Allianz Sosyal Dayanıklılık Endeksi (SRI) her ne kadar sınırlı ölçüde olsa da üst üste üçüncü kez – iyileşme kaydetti. Ancak ülkeler arasındaki temel farklılaşma belirginliğini koruyor.  171 ekonomiyi kapsayan endekste küresel ortalama, 2024’teki 47,4 seviyesinden 47,9’a (0–100 ölçeğinde) yükseldi. Bu artışın başlıca nedenleri arasında ithal enflasyon baskılarının azalması ve özellikle Gelişen Asya ile bazı gelişmiş ekonomilerde döviz kurlarındaki istikrarın artması yer alıyor.  Kurumsal istikrarın güçlenmesi de önemli bir itici faktör oldu; buna Gelişen Asya’nın bazı bölgeleri ile Orta Avrupa’daki kurumsal istikrarın artması örnek gösterilebilir. Öte yandan Orta Doğu, Gelişen Avrupa ve yüksek gelirli ülkelerde sosyal uyumun zayıflaması, sosyal dayanıklılığı aşağı yönlü baskılamaya devam etti.

Kuzey Avrupa ekonomileri sıralamanın başında yer alıyor.: 84,3 ile Finlandiya birinci , 83,8 ile Danimarka ikinci  ve 81,4 ile İzlanda üçüncü sırada (3., 81,4) endeksin zirvesindedir. 78,5 ile Almanya sekizinci , 74,7 ile Fransa onüçüncü  ve 72,9 ile Birleşik Krallık onsekizinci  sıradaki yeri ile güçlü konumlarını korurken; 66,8 ile İtalya yirmi sekizinci  ve 65,3 ile ABD otuz ikinci olarak  daha alt sıralarda yer alsalar da ilk üçte birlik dilimde kalmaya devam ediyor.. Çin, 52,5 ile elli dokuzuncu , Hindistan 46,8 ile seksen birinci , Meksika 41,3 ile yüz beşinci  ve Brezilya 40,0 ile yüz onikinci olarak belirgin biçimde daha düşük sıralarda yer alırken; 17,7 ile yüz altmı dokuzuncu  ve 11,8 ile Güney Sudan yüz yetmiş birinci  sırada çatışma etkisi altındaki ülkeler listenin en alt basamaklarında bulunuyor.

Orta Doğu’daki çatışma ve bunun tetiklediği enerji enflasyonu, birçok ülkede toplumsal dokunun dayanıklılığını test edecektir. Özellikle Vietnam, Tayland, Fas, Tunus ve Malezya gibi ülkeler bu durumdan daha fazla etkilenebilir. SRI, bu tür dışsal şoklara karşı kırılganlıkları ölçmeye yardımcı olur: dayanıklılığı düşük ve mali tamponları sınırlı ülkeler, enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seyretmesinden daha fazla etkilenebilir. Nitekim kalıcı enerji fiyat artışları enflasyonu, özellikle de gıda enflasyonunu  yükseltebilir, ekonomik büyümeyi zayıflatabilir ve siyasi gerilimleri artırabilir.; Bu durum özellikle de toplumların bu şoklara yanıt verme kapasitesinin sınırlı olduğu durumlarda görülebilir.
Bu süreçte uyum ve başa çıkma mekanizmaları kritik rol oynayacaktır; bunlar arasında kriz müdahale mekanizmaları, ekonomik istikrar sağlayıcı araçlar ve politika esnekliği yer alır. Bu noktada iki ülke grubu öne çıkmaktadır:
Düşük ila orta dayanıklılığa sahip ve enerji fiyat şoklarına yüksek derecede maruz kalan ekonomiler. Vietnam, Tayland, Fas, Tunus ve Malezya gibi ülkeler fiyat artışlarının toplumsal baskılara dönüşmesini daha hızlı yaşayabilir.
– Buna karşılık Şili, Mısır, Sırbistan ve Güney Kore gibi orta düzey dayanıklılığa sahip ve enerji fiyat şoklarına orta derecede maruz kalan ülkeler  geçici enerji şoklarının sosyal dayanıklılık üzerindeki etkilerini daha iyi dengeleyebilir.

Enerji ithalatına daha fazla bağımlı olması nedeniyle Avrupa’nın ABD’ye kıyasla daha fazla etkilenmesi muhtemeldir, ancak güçlü sosyal harcamalar bu etkinin bir kısmını dengeleyebilir.

Uzun vadeli perspektiften bakıldığında, küresel sosyal dayanıklılıkta dört farklı ilerleme eğilimi ortaya çıkmaktadır:

  1. Düşük dayanıklılığa sahip ülkelerin hızlı toparlanması:Örneğin Romanya ve Suudi Arabistan,
  2. Daha da zayıflayan ülkeler: Örneğin Nijerya ve Brezilya,
  3. Yüksek dayanıklılığa sahip ülkelerin konumlarını pekiştirmesi: Örneğin Almanya ve Finlandiya,
  4. Gerileme yaşayan ülkeler: Örneğin Kanada ve İsveç.

Bu farklı yönelimler arasında bazı ülkeler “orta sosyal dayanıklılık tuzağına” sıkışmış görünmektedir. Sıralamalar 2024’e kıyasla büyük ölçüde değişmemiştir; ancak 12,7 puan artışla Sri Lanka 39 sıra ve 7,8 puan artışla Hindistan 27 sıra yükselerek  kayda değer ilerleme kaydederken, Brezilya 8,7 puan düşüle 41 sıra (-8,7 puan; -41 sıra) ve Çekya 6,9 puan düşüşle 15 sıra belirgin düşüş yaşamıştır.
Çekya, Macaristan, İtalya, ABD ve Japonya gibi sürekli olarak 65–70 puan bandında kalan gelişmiş ekonomilerden oluşan bir grup“orta SRI tuzağına” yakalanmış görünüyor. Bu kavram, Indermit Gill ve Homi Kharas’ın 2007’de ortaya koyduğu “orta gelir tuzağı” kavramına atıfla kullanılıyor.Bu ülkelerde maddi refah artışı giderek siyasi kutuplaşma ve politika oynaklığıyla birlikte görülüyor. Bu bantta uzun süreli durgunluk, artan istikrarsızlık, reform kapasitesinin zayıflaması ve politika öngörülebilirliğinin azalması riskini beraberinde getirebilir; bu durum da uzun vadeli büyüme ve egemen risk  üzerinde etkili olabilir. Bu gerilimlerin giderek daha görünür hale geldiini söyleyebiliriz: 2020–2025 döneminde ABD dahil Hindistan, Endonezya, Güney Kore, Birleşik Krallık gibi orta dayanıklılık seviyesindeki ülkeler  küresel ölçekte gerçekleşen grev, ayaklanma ve toplumsal huzursuzluk (SRCC) olaylarının yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor.

Sosyal dayanıklılık, makroekonomik performans, sermaye piyasalarının gelişimi ve egemen risk açısından kritik öneme sahiptir. Hem yatırımcılar hem de politika yapıcılar için SRI hem bir erken uyarı sistemi hem de reform pusulası işlevi görüyor. Daha yüksek dayanıklılık düzeyi, kişi başına reel GSYH büyümesinin daha güçlü olmasıyla ilişkilidir. Yüksek gelirli ekonomilerde daha yüksek SRI seviyeleri aynı zamanda daha derin ve gelişmiş sermaye piyasalarıyla korelasyon göstermekte; bu da piyasa istikrarı ve yatırımcı güveninin daha güçlü olduğunu ortaya koymaktadır.

Egemen risk, sözleşme ihlali (contract frustration) ve operasyonel aksama mekanizmaları farklı olsa da kök nedenleri bakımından birbirine bağlıdır: zayıf veya kötüleşen sosyal dayanıklılık. SRI’da keskin bozulmalar çoğu zaman egemen finansal stres dönemlerinden 12–24 ay önce görülmüştür. Toparlanma süreçleri ise genellikle asimetrik gerçekleşir; dayanıklılıktaki iyileşme çoğu zaman risk primlerindeki daralmadan önce gelir çünkü piyasalar yapısal iyileşmeleri gecikmeli olarak fiyatlar.
Sosyal dayanıklılık tek yönlü bir süreç değildir: kurumsal güvenilirlik güçlendirildiğinde, kutuplaşma azaltıldığında ve fırsat eşitliği genişletildiğinde gerilemeler tersine çevrilebilir. Buna karşılık yalnızca kısa vadeli çözümlere dayanmak, zamanla dayanıklılığın aşınmasına yol açabilir. Yatırımcılar için SRI’ın hem seviyesi hem de ivmesini takip etmek, egemen risk değerlendirmelerini güçlendirir ve yapısal dönüm noktalarını öngörmeye yardımcı olur. Politika yapıcılar için ise reaktif kriz yönetimi yerine sürdürülebilir reform politikaları, uzun vadeli sosyal dayanıklılığı yeniden inşa etmenin temel unsurudur.

Ludovic Subran
Allianz Investment Management SE

Luca Moneta
Allianz Trade

Patrick Krizan

Allianz SE

Katharina Utermöhl

Allianz Investment Management

Patrick Krizan

Allianz SE