Economic impact of war in Europe

Savaş ekonomisi (ve sonrası)

Aralık 2022

YÖNETİCİ ÖZETİ

 

  • Savaşlar, üretimi düzensizleştirir ve yeniden şekillendirir
  • Ticaret akışlarını değiştirir
  • Enflasyonu tetikler
  • Genelde kamu borcunun parasallaştırılması yoluyla finanse edilir
  • Özgürlüklerin aşırı derecede kısıtlanması pahasına, fiyat kontrolleri ve karne sistemi, barış sağlanana kadar enflasyonu bastırmada başarılı olabilir. 
  • Savaş sonrası dönem zorluklarla doludur ve bunların başında deflasyon gelir.
  • Ekonomik ve finansal olarak, Ukrayna bir Pirus zaferi kazanma riskiyle karşı karşıya. 
  • Eninde sonunda bunun maliyeti NATO üyesi ülkeler tarafından karşılanmak zorunda kalacak.

Yetmiş yedi yıllık barış döneminden sonra yeniden savaş

II. Dünya Savaşı'nın sona erdiği Mayıs 1945'ten Rusya'nın Ukrayna'ya saldırdığı Şubat 2022'ye kadar, Avrupa topraklarında 77 yıllık olağanüstü uzun bir barış dönemi yaşandı. Fransız sömürgeleri olan Çinhindi (1946-1954) ve Cezayir'deki (1954-1962) dekolonizasyon savaşları çok uzaklardaydı. Yugoslav savaşları (1991-2001), Yugoslavya'nın eski Sosyalist Federal Cumhuriyeti sınırları içindeki etnik savaşlardı. 2014 yılında Rusya'nın Kırım'ı ani ilhakı ve ardından Güneydoğu Ukrayna'da Ukrayna ile Rusya destekli ayrılıkçılar arasında yaşanan düşük yoğunluklu ama uzun süreli çatışma, Batı kamuoyunda savaşa dair daha fazla risk hissettirmeliydi. Yetmiş yedi yıl süren barış sırasında, 1989'da Soğuk Savaş'ın barışçıl şekilde sona ermesine tanıklık eden ve savaşı sadece ebeveynlerinden, büyük-ebeveynlerden veya büyük-büyük-büyükanne ve büyükbabalarının anlattıklarından bilen üç kuşak doğup büyüdü. Şubat 2022'den önce, savaş deneyimi ve daha spesifik olarak onun ekonomik ve mali etkisi, toplumsal hafızadan silinme sürecindeydi.

Yetmiş yedi yıllık barıştan sonra unutulan savaş ekonomisi

Geçmiş deneyimlerimizden ders almamak ya da onları yok saymak her zaman risklidir. Bu, Mark Twain'in "Tarih tekerrür etmez ama kafiyelidir" deyimiyle anlatmak istediğinden çok Santayana'nın "Geçmişi hatırlayamayanlar onu tekrar etmeye mahkûmdur" sözüyle bağlantılıdır. Dolayısıyla konumuz şu: Savaşlar sırasındaki ve sonrasındaki ekonomik ve mali koşullar hakkında tarihten ne öğrenebiliriz? Verilerin mevcudiyeti ve doğruluğuna bağlı olarak, bu tür dersler Ukrayna’daki savaşa ne ölçüde ışık tutuyor? 

Süreleri, kapsamları ve derinlikleri nedeniyle, Napolyon Savaşları (1803-1815), Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ve İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) gibi bazı savaşlar hem savaşanlar hem de savaşmayanlar için ekonomik olarak diğerlerinden daha zorlayıcı olmuştur. Bu tür büyük çatışmalar, savaşın gerekliliklerinin; üretim hacmi ve yapısı, fiyatlar ve ücretler, ticari akımlar ve dengeler, döviz kurları, kamu finansmanı, paranın niteliği ve miktarı üzerindeki etkisini büyütüyor. Ayrıca, savaşlarla ilişkili kuyruk risklerini stilize etmek için kaynak sağlıyor. Bu nedenle, bu tür büyük çatışmalara ve özellikle I. Dünya Savaşı'na odaklanacağız. Bugünkü Ukrayna savaşı gibi, I. Dünya Savaşı da yoğun bir küreselleşme çağında patlak verdi ve o zaman da ekonomik ve finansal birbirine bağlılık, savaşın saçma ve dolayısıyla ihtimal dışı addedildiği bir görüş oluşturmuştu . Büyük Bunalım'ın nedenleriyle ilgili tartışma henüz sonuçlanmamış olsa da hiçbir ekonomi tarihçisi I. Dünya Savaşı'nın onun oluşumunda herhangi bir rol oynamadığını iddia edemez. Ayrıca iki savaş arası dönem, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ekonomik ve mali düzeni şekillendirdi. 

Üretimin düzensizleşmesi ve yeniden şekillendirilmesi

Bazı insanlar savaşların ekonomiyi canlandırdığına inanıyor. Ancak kendi topraklarında savaş olan ülkeler için durum böyle değil. 1913 ile 1919 arasında, endüstriyel üretim Fransa'da %43, Almanya'da %62 azaldı. Birleşik Krallık'ta ise düşüş %11,5’la sınırlı kaldı. Buna karşılık, ABD'de %18,5 arttı . Üretimdeki düşüşün temel sebeplerinden biri askere gidenler nedeniyle ortaya çıkan iş gücü kıtlığıydı: I.  Dünya Savaşı sırasında, 39 milyonluk toplam Fransız nüfusundan 8 milyon erkek (aktif işçilerin %63'ü) askere alındı .

2022 yılı ekim ayı sonunda, Rusya merkez bankası askeri seferberliğin işgücü açıklarını şiddetlendireceği uyarısında bulundu . Ukrayna'nın elektrik şebekesinin yok edilmesi de oradaki ekonomik faaliyetin daralmasını artıracak bir neden. Bunların etkileri tartışıladursun, reel GSYH’nin Ukrayna'da 2022'nin 1. ve 2. çeyreğinde yaklaşık üçte bir oranında, Rusya'da ise yalnızca %2,3 (ancak sadece 2. çeyrekte yıllıklandırılmış olarak yaklaşık %8) oranında küçüldüğü tahmin ediliyor.

Savaşın etkisi sektörler arasında da önemli ölçüde farklılık gösteriyor ve bu da kaynakların savaş gereksinimlerine göre yeniden tahsis edildiğine işaret ediyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Fransa’da kauçuk ve deri gibi birkaç sanayi sektöründe üretim arttı. Renault'nun satışları dört kattan fazla artış gösterdi. Ancak endüstriyel üretim, üretimin doğası ve savaş alanlarına olan uzaklığın bir sonucu olarak çoğu sektörde önemli ölçüde düştü. Savaştan önce, savaş alanlarının bulunduğu yerler olan Fransa'nın Kuzey ve Doğu bölgeleri, ülkenin keten ve demir cevherinin %90'ını, çeliğin %80'ini, şekerin %70'ini, pamuklu kumaşın %60'ını, kömürün %55'ini ve elektrik enerjisinin %43'ünü üretiyordu .

Aynı şekilde tarımsal üretim de ağır darbe aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında, buğday mahsulü Almanya'da %47, Fransa'da %43 düştü; zira askere alınan erkeklerin %45'i çiftçiydi . Avrupa genelinde, savaş sırasında buğday ekim alanları azaldı, özellikle de Fransa ve Ukrayna'nın verimli kara topraklarının ait olduğu Çarlık Rusyası gibi eskiden buğday ihracatçısı olan ülkelerde . Çarlık Rusyası için tahıl ihraç etme yeteneği, Türkiye'nin Almanların önerisiyle Türk boğazlarını abluka altına almasıyla daha da kısıtlandı.

Ukrayna ile Rusya arasında Karadeniz üzerinden BM aracılığında yapılan kırılgan tahıl ihracatı bu dönemden hatırlarda kalan ve coğrafyanın kalıcılığına işaret eden bir anlaşma oldu. 

Ticaret akışlarının değişmesi 

Savaşlar ticaret akışlarını yeniden şekillendirerek kazananlar ve kaybedenler yaratır. Aslına bakılırsa, düşmanı zayıflatmak için ticaret akışını bloke etmek başlı başına bir savaş taktiğidir. Napolyon'un İngiltere'ye karşı 1806'daki kıtasal ablukası, başarılı olamayacak kadar hırslı  ve büyük çaplı bir girişimdi. 1914'te Kraliyet Donanmasının Kuzey Denizi'ndeki üstünlüğüne güvenen İngiliz Deniz Kuvvetleri, Almanya'ya bir abluka uygulamayı düşündü. Ancak, tarafsız ülkeleri (Norveç, İsveç, Danimarka, Hollanda) üzmek istemeyen Dışişleri Bakanlığı öneriye karşı çıktı . Yani, Eylül 2022'de Rusya'nın Avrupa'nın ana doğal gaz boru hattı olan Kuzey Akım 1'i kapatması veya sabote etmesi çok şok edici olmadı . Avrupa'nın kıtadan üçüncü ülkelere Rus deniz yoluyla taşınan ham petrolü ablukaya alması da hayret verici değil; söz konusu üçüncü ülkeler Batılı güçler tarafından dikte edilen petrol fiyatını kabul etmedikçe . Şu ya da bu şekilde, ekonomik ve mali muharebe her zaman savaşlarda kullanılan silahlardan biri olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Avrupa'da buğday ekim alanlarındaki azalma, Yeni Dünya'da (Arjantin, Avustralya, Kanada, ABD) keskin bir artışla dengelendi. 1913 ile 1919 arasında ABD’de buğday üretimi %27 arttı. Şimdi, Avrupa’ya Rusya’dan sağlanan gaz için, Rusya yerine; ABD, Katar ve Cezayir’in de aralarında bulunduğu başka ülkelerin devreye sokulduğunu görüyoruz.

Aslında, Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, AB, günümüzün çok büyük bir gelişmekte olan pazarı gibiydi. Uluslararası sermaye hesapları bakımından net olarak borçlu konumdaydı ve 1907 mali krizinde olduğu gibi sermaye akışlarında ani durmalara karşı potansiyel olarak kırılgandı. Ticaret dengesi zar zor fazla veriyordu (yılda yaklaşık 500 milyon dolar, yıldan yıla). Dört yıl sonra, dolar cinsinden ihracatının üç kat değerlenmesiyle ABD, ticaret dengesinde yılda yaklaşık 4 milyar ABD doları fazla veriyordu ve net bir uluslararası alacaklı haline gelmişti .

Bu arada ve tam tersine, Fransa’nın 1913-14'te yaklaşık 1,5 milyar altın frangı olan ticaret açığı 1915'te 7 milyara, 1916'da 14 milyara ve 1917'de 21 milyara sıçradı. Bu açık, altın ve yabancı varlıkların satışı ile ABD ve İngiltere tarafından sağlanan kredilerle finanse edildi. Savaşın sonunda, 1913'te 45 milyar frank ile eskiden büyük bir net uluslararası alacaklı olan Fransa; altın ve yabancı varlık satışlarının (3,5 milyar frank), Rus, Avusturya-Macaristan, Alman ve Türk varlıklarının değerinin düşmesinin (23 milyar frank) ve İngiltere ile ABD'ye olan borçlarının (31.4 milyar frank) sonucu olarak (savaş tazminatları hariç) net bir uluslararası borçlu haline geldi .

Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Fransa gibi Ukrayna da benzer bir bedel ödüyor: Şubat 2022'den bu yana Ukrayna'nın yıllık ticaret açığı 5,4 milyar ABD dolarından 8,2 milyar ABD dolarına (veya savaş öncesi GSYH’sinin %5,5'ine) yükselirken, brüt dış borcu da çoktan savaş öncesi GSYH’sinin %85'ine ulaştı. Ocak ayında Rusya'nın yıllık ticaret fazlası 200 milyar ABD doları civarındaydı (GSYH’sinin %11,3'ü). O zamandan beri ticaret dengesi verilerini yayınlamayı bıraktı, ancak yüksek petrol ve gaz fiyatları ticaret fazlasını artırmış olmalı. 

Fiyatların tırmanması

Ekonomist olmayanlar için enflasyon, savaşın temel ekonomik yan etkilerinden biri olarak bilinir ve tarihçiler de bunu muhtemelen en çok görülen yan etki olarak tanımlayacaklardır. Atina ve Sparta arasındaki Peloponez Savaşı (MÖ 431-404), Roma ve Kartaca arasındaki İkinci Pön Savaşı (MÖ 218-202), Napolyon Savaşları (1803-15), ABD Ayrılık Savaşı (1861-65) ve Fransa ile Prusya arasındaki 1870-71 savaşı gibi tüm savaşlar sırasında mevcuttu. 1918 yılının sonunda İngiltere, Almanya, ABD, Kanada ve Japonya'da toptan eşya fiyatları 1913 yılı seviyelerine göre aşağı yukarı iki katına çıktı. Fransa'da fiyatlar neredeyse 3,5 kat artmıştı; İtalya'da 4 katına yaklaştı. Tarafsız bir ülke olan İsveç’te bile fiyatlarda üç kat artış yaşandı . Bu dönemde, toptan eşya fiyatları enflasyonunun ortalama oranı yılda %15 ila %30 aralığındaydı. Daha yakın zamanlarda, İkinci Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı sırasında da ABD tüketici fiyat endeksi cinsinden enflasyonda hızlanma yaşandı.

Şubat 2022'den bu yana, Rusya'da TÜFE cinsinden yıllık enflasyon %8,7'den %12,7'ye (Nisan'da %17,9 ile zirve yaparak) yükselirken, Ukrayna'da %10'dan %26,6'ya yükseldi. Euro bölgesinde, aynı dönemde enflasyon %5,1'den %10'a yükseldi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, bugün olduğu gibi, emtia piyasaları enflasyonun ana yayılma kanalıydı. ABD doları cinsinden ölçüldüğünde hem tarım hem de sanayi mallarının fiyatları Ağustos 1914 ile Kasım 1918 arasında ikiye katlandı.

İşgücü kıtlığı ve yükselen fiyatlar, ücretler üzerinde de güçlü bir artış baskısı yarattı. Ağustos 1914 ile Kasım 1918 arasında ABD bileşik ücret endeksi neredeyse %60 arttı, gerçi bu artış yine de enflasyonun çok altındaydı.    

Savaşı borcun parasallaştırılmasıyla finanse etme

Teorik olarak, savaşı finanse edebilmenin birkaç yolu vardır: vergilendirme, gönüllü tasarruflar, zorunlu tasarruflar, yenilenlerden alınan vergiler, para yaratma ve enflasyon yoluyla zorunlu tasarruflar .

Savaş şartlarından ve ortamından dolayı bazı kesimlerin elde ettiği olağanüstü gelir fazlasına uygulanan popüler vergileri (Varlık vergisi ve benzeri nitelikteki bu vergiler Birinci Dünya Savaşı'nın ilk yıllarında en az 22 ülkede uygulanıyordu) bir kenara bırakırsak, tarih, vergilendirmeye yönelik bir isteksizliği ortaya koyuyor . Sonuç olarak, savaşlar tipik olarak kamu açıklarına ve borçlarına neden olur. Fransa'da olağan vergi gelirleri, Birinci Dünya Savaşı harcamalarının yalnızca %16'sını karşılıyordu. Hükümet bütçesi 1913'te küçük bir fazla verirken, bu fazla 1914’te 5,5 milyar franklık açığa dönüştü ve söz konusu açık; 1915'te 16,8 milyar, 1916'da 22,9 milyar, 1917'de 28,4 milyar ve 1918'de 34,3 milyar frank olacak şekilde giderek büyüdü. Kamu borcu 135 milyar frank arttı . Birleşik Krallık'ta ulusal borç 12 katına çıktı; Almanya'da değişken borç (Kısa vadeli sayılan faiz oranı sürekli değişen) 184 kat arttı. ABD federal bütçe dengesi, ABD'nin 6 Nisan 1917'de Alman İmparatorluğu'na savaş ilan etmesine kadar dengeye yakın kaldı. 20 ay sonra savaşın sonunda açık 12.5 milyar dolardı. İkinci Dünya Savaşı aynı durumun tekrarı gibiydi: 1939'da ABD federal hükümeti 3,6 milyar ABD doları açık verdi; 1941'in sonunda açık 10.2 milyar dolara yükseldi. Savaş bittiğinde 52 milyar dolardı. Birinci Dünya Savaşı sırasında ABD federal borcu 1 milyar dolardan 19 milyar dolara sıçradı; İkinci Dünya Savaşı sırasında da 36 milyar dolardan neredeyse 200 milyar dolara .

Şubat 2022'den bu yana Ukrayna'nın kamu açığı 4 kat artarak 153 milyar Ukrayna grivnasından 606 milyara (savaş öncesi GSYH’sinin %11'ine) çıktı ve kamu borcu %31 arttı. Kamu harcamalarındaki artış tamamen savunma harcamalarındaki artışa bağlanabilir ve bunun sadece üçte biri artan gelirlerle karşılanabilir. Rusya'nın bütçesi, yüksek petrol ve gaz fiyatlarının desteğiyle fazla vermeye devam etti.

Tarih, hükümetlerin – savaşın finansmanında – Keynes'in büyük vergi toplayıcı olarak da adlandırdığı para basımı ve enflasyondan yana olan tercihlerini ortaya koyuyor. Genellikle savaş patlak verdiğinde acil bir önlem olarak başvurulan para biriminin değerini düşürme ve borcu para basarak finanse etme uygulamaları, savaşlar beklenenden veya planlanandan daha uzun sürme eğiliminde olduğundan norm halini alır. Peloponez Savaşı sırasında Atina, yüksek kaliteli gümüş sikkelerini gümüş kaplı bronz sikkelere dönüştürdü. İkinci Pön Savaşı sırasında Roma bronz madeni parası as (veya assarius) ağırlığının %83'ünü kaybetti . Kutsal Roma İmparatorluğu’nda meydana gelen Otuz Yıl Savaşlarını (1618-48) finanse etmek için dönemin şehir devletleri arasında birbirlerinin yerel paralarının değerinden çalma yarışı Kipper-und Wipperzeit (1619-23) denen paranın değerinin dibe doğru alçaltıldığı bir krize dönüştü. 1789'dan 1796'ya kadar Fransız devrimciler, başlangıçta bir tür kâğıt para olan ve daha sonra Devrim'de el konulan Kilise topraklarının “sözde” desteklediği paralar bastılar . 1797'den 1821'e kadar İngiltere Merkez Bankası altın ödemelerini askıya aldı; 1797 ile 1815 yılları arasında dolaşımdaki banknotları 2,44 katına çıktı . 1861'den 1878'e kadar, ABD Hazinesi (Federal Rezerv Sistemi henüz mevcut değildi), ne altın ne de gümüşe dayalı ve yalnızca bir yüzünde baskı olup diğer yüzü tamamen yeşil olan itibari bir para çıkardı.

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, dünya ekonomisi Altın Standardına dayalıydı. Banknotlar ve mevduatların değeri altına bağlıydı ve altınla serbestçe değiştirilebiliyordu. Savaşın patlak vermesi, Kıtadaki birçok borçlunun aniden borcunu ödeyemeyeceği beklentisi yarattığından, bankalara hücum şeklinde az bilinen ancak şiddetli bir mali krizi tetikledi . Politika faizlerini yükselterek bankalara hücumu durdurmaya çalıştıktan sonra, savaşan ülkelerin merkez bankaları hızla banknotların yurt içinde altına dönüştürülebilirliğini askıya alma kararı aldı. Fransa'da olduğu gibi Almanya'da da merkez bankasının üç aylık hazine bonolarını iskonto etmesine izin veren yasalar hızla çıkarıldı . Birçok ülke ticari borçlar ve banka mevduatları üzerindeki moratoryumları kabul etti. Britanya'da, finansal aracı kurumların ödeme gücünü korumak için İngiltere Merkez Bankası, ilgili kredi riskini vergi mükelleflerinin parasıyla garanti altına alarak, "Soğuk depolama" planı olarak adlandırılan, bono piyasasında ödenmemiş kambiyo senetlerinin üçte birini satın alma konusunda cesur bir karar aldı. Finansal varlıkların, yani hisselerin yanı sıra tahvillerin parasallaştırılmasını önlemek ve böylece altın varlıklarını tüketecek sermaye çıkışları riskini azaltmak için birçok ülke borsalarını birkaç aylığına kapattı .

Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransa ve benzer ülkelerde para arzının evrimi, savaş zamanlarında para yaratımı hakkında kalıplaşmış uygulamalara ışık tutuyor. Yükümlülükler tarafında, M2 toplamı neredeyse dört katına çıktı ve banknotlar banka mevduatlarından daha hızlı arttı. Varlıklar tarafındaysa hükümete yönelik alacaklar yaklaşık 16 kat artarken özel acentelere yönelik alacaklar "yalnızca" üç kat arttı . Brüt uluslararası rezervler (döviz ve altın) iki katına çıktı, ancak dış borç da tırmandı.

Ocak 2022'den bu yana Ukrayna'nın M1'i %16,5 ve M3'ü %13,6; Rusya'nın M2'si %13,5 arttı.

1914 yılından önce dünya ekonomisinin Altın Standardı üzerine olması, aynı zamanda sabit bir döviz kuru rejimine bağlı olduğu anlamına geliyordu. Savaşan tarafların para birimlerinin altına dönüştürülebilirliğinin askıya alınması, onları dalgalı bir döviz kuru rejimine soktu. Ancak, sadece ABD para birimi altına bağlı kalmaya devam etti. Bunun için dalgalı döviz kuruna geçen bu ekonomilerin para birimleri altına ve ABD dolarına karşı değer kaybetti. Savaşın sonunda, İngiliz Sterlini ve Fransız Frangı yaklaşık %5 oranında değer kaybına uğrarken Reichsmark, savaş öncesi değerinin yaklaşık yarısını kaybetmişti.

Şubat 2022'den bu yana Ukrayna para birimi dolar karşısında değerinin beşte birini kaybetti; Euro ise neredeyse onda birini... Buna karşılık, başlangıçtaki keskin değer kaybı ardından, Rus rublesi, muhtemelen yüksek petrol ve gaz fiyatlarının desteğiyle, savaş öncesine göre yaklaşık %20 değerlenerek bu seviyede istikrar kazanmayı başardı.   

Enflasyonun – nedenlerine değil – semptomlarına fiyat kontrolleri ve karne sistemi yoluyla çare aramak

Birinci Dünya Savaşı'nın çoğu boyunca, kısa vadeli reel politika oranları büyük ölçüde negatifti. Savaş halindeki başlıca ekonomilerde, enflasyon en az üç kat daha hızlı seyrederken, bu oran %4 ile %5 arasında değişiyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nisan 1942'de (yani Aralık 1941'de Japonların Pearl Harbor'a saldırısından kısa bir süre sonra), ABD mali baskıyı daha da artırdı. ABD Hazinesi ile Federal Rezerv Sistemi arasında yapılan bir anlaşma uyarınca, üç aylık hazine bonolarının getirisi (Haziran 1947'ye kadar) %3,8 olarak sabitlendi ve uzun vadeli hazine bonolarının getirisi %2,5 ile sınırlandı (Mart 1951'e kadar). Verim eğrisi kontrolünün tüm dönemi boyunca, TÜFE enflasyonu yılda ortalama %5 civarındaydı. Yani yine, reel faiz oranları keskin bir şekilde negatifti.

Hükümetler savaşların bedelini borç, para basma ve enflasyonla ödeme eğilimindedir. Ancak fiyat kontrolleri ve dağıtım sınırlaması yoluyla semptomlarını bastırarak enflasyonun sosyal ve politik maliyetlerini kontrol altına almaya çalışır. Üçüncü İmparatorluk dönemindeki Almanya, bu tür bir enflasyonu bastırma stratejisinin belki de en aşırı örneğini oluşturur. Üçüncü Alman İmparatorluğu’nun savaş harcamaları (700 milyar reichsmark) savaş öncesi nominal GSYH'nin dokuz katına eşitti. Bu harcamalar, fethedilenlerden alınan harçlarla (%20), vergilerle (%28) ve borçla (%50) finanse edildi. İmparatorluğun 1938-1939'da 5,1 milyar reichsmark olan bütçe açığı, savaşın sonunda 240 milyara; borcu ise 31 milyar reichsmark'tan 380 milyara (ortalama yıllık büyüme oranı %52) yükseldi – borcun üçte ikisi üç aylık hazine bonosu şeklindeydi. Piyasadaki bonoların dörtte üçü, en büyük dokuz banka tarafından tutuldu ve bu, bankaların toplam varlıklarının %70'ini oluşturdu. 1938 ile Mayıs 1945 arasında, para arzının 56,4 milyar reichsmarktan en az 300 milyara (ortalama yıllık %32 büyüme oranı) yükseldiği ve devlet senetleri muadillerinin %60'ını oluşturduğu tahmin ediliyor. Ancak, 1939 ile 1944 yılları arasında nihai ürünlerin fiyatları yalnızca %10,8 arttı! Bu paradoksal sonuç üç sert önlem sayesinde gerçekleşti: fiyatlar üzerinde giderek artan bir kontrol, ücretlerin kontrolü ve karne sistemi (özellikle günde 1900 kalorilik gıda için). Bu üç önlem birlikte uygulanarak, insanların gelirlerini mal ve hizmetlere harcaması engellendi. Ayrıca, takas ve karaborsa ticareti ciddi şekilde cezalandırıldı. Özgürlüğü kısıtlama pahasına (zorunlu değilse de) zoraki tasarruf, enflasyonu başarıyla bastırdı. 

Ekim 2022'den bu yana Ukrayna'da elektrik gücü sürekli kesintiler yoluyla sınırlanıyor. 

Sonrasında yaşanacak zorluklar 

Bir savaşın yarattığı ekonomik ve finansal zorluklar, savaş bittiğinde bir gecede ortadan kalkmaz. Barışa dönüş de ekonomik ve finansal riskleri beraberinde getirir. Çağdaşlarının çoğu gibi, Keynes de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra deflasyon yaşanmasını bekliyordu . Yedi Yıl Savaşları (1756-1763), Napolyon Savaşları, ABD Ayrılık Savaşı, Fransa-Prusya Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı (sonuncusunda, 1923'e kadar Almanya'da olmasa da en azından sonrasında ve küresel olarak) sonrasındaki deflasyonist dönemleri aşağı yukarı bilen çoğu politika yapıcının en büyük endişesi yeni bir Büyük Buhranı önlemekti . Tipik olarak barışa dönüş sürecinde başa bela olan üç sorun vardır: üretim kapasitelerinin sivil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak yeniden dönüştürülmesi, dış borçların ve savaş tazminatlarının ödenmesi ve para arzı fazlasının likidite edilmesi.

Bir savaş bittiğinde, üretim şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde toparlanır. 1919 ile 1923 arasında sanayi üretimi Almanya'da %87, Fransa'da %37 arttı. Fransa’da sanayi üretimi 1924'te savaş öncesi seviyeye ulaşmıştı. Hiperenflasyon 1923'teki toparlanmasını raydan çıkarmasaydı, muhtemelen Alman ekonomisi de Fransa'yla aynı başarıyı yaşayacaktı. Uzun zaman önce, John Stuart Mill savaş sonrası “harikalar” kavramına hâlâ okumaya değer kelimelerle meydan okudu:

“Sermayenin sürekli tüketimi ve yeniden üretimi, ülkelerin savaşın yıkımlarından ne kadar çabuk kurtulduğunu gösteriyor… Düşmanın yok ettiği şey, bölge sakinlerinin kendileri tarafından da kısa sürede yok edilebilirdi: Bu kadar hızlı yeniden ürettikleri servet, yeniden üretilmesi gereken ve her hâlükârda yeniden üretilecek olan bir servetti… Hızlı bir toparlanma olasılığı, esas olarak ülkenin nüfusunun azalıp azalmadığına ve etkin nüfusunun eskisi gibi aynı bilgi ve beceriye sahip olup olmadığına bağlıdır.”  

Bugünün ifadesiyle, fiziki sermaye değer kaybı nedeniyle zaten her zaman "yok olur". Ancak, fiziki sermaye savaşı atlatsa bile, onu yeniden – ve muhtemelen daha iyi şekilde – inşa etmek için beşerî sermaye mevcuttur. Bununla birlikte, savaş sırasında yok edilen üretken kapasitelerin yeniden inşası, en azından bazı sektörlerde, özellikle tarımda, arz fazlasının kıtlığın yerini alması ve fiyatları aşağı yönde baskılaması anlamına gelir. 1921'de Fransa’da buğday mahsulü savaş öncesi seviyesindeydi. Ancak, Yeni Dünya'daki (Arjantin, Avustralya, Kanada, ABD) buğday ekim alanları %30 daha fazlaydı. Kasım 1918 Mütarekesi'nden sonra ve Nisan-Mayıs 1920'ye kadar, tarım ve sanayi emtialarının ABD doları fiyatları – savaş dönemindekinden daha yavaş olsa da – yükselmeye devam etti. Ancak, 1921'in sonunda yarı yarıya düştü. Tarımsal bunalım kalıcıydı.

Savaş tazminatları da dahil olmak üzere karmaşık bir dış borç ve alacaklar ağı, savaşların bir başka tipik uzantısıdır. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Fransa ABD'ye 4 milyar dolar borçluydu; İngiltere de 4,7 milyar… Fransa da İngiltere'ye 3 milyar dolar borçluydu. Fransız dış varlıklarının dörtte biri de (çoğunlukla Çarlık rejimi altında ihraç edilen Rus tahvilleri) değersiz hale gelmişti. Bu bağlamda Almanya'nın ödeyeceği savaş tazminatının çok hassas ve tartışmalı bir konu olması kaçınılmazdı. Gerçekten de bu savaş sonrasını tatsızlaştıran bir durum oldu – özellikle de ABD müttefikler arası borcun çözümünü Alman tazminatlarıyla ilişkilendirmeyi reddettiği için.

Kindleberger'in dediği gibi, iki kez (1815 ve 1871'de) ödeyen taraf olduktan sonra, Fransızlar almaya hazırdı.  Tazminat Komisyonu'nun 1921'de tazminatları 31,4 milyar ABD dolar olarak tahmin etmesinden önce bile Keynes, tazminat miktarının Almanya'nın ödeme gücünü çok aştığını ünlü bir şekilde savundu.  Tabii bu tespit, Fransızları ikna edemedi. 20 yılı aşkın bir süre sonra Fransız tarihçi Mantoux, Keynes'in analizine o kadar etkili bir şekilde meydan okudu ki, Keynes'in müritleri onu susturmaya çalıştı.  Tazminat tartışması, nihayetinde Almanya tarafından ödenen miktara kadar uzadı. 1919 ile Haziran 1931'deki Hoover moratoryumu arasında, Tazminat Komisyonu'na göre Almanya 5 milyar ABD doları (tahmini toplam borcun %16'sı) tazminat ödemesi yaptı. Alman hükümetine göreyse 16 milyar ABD doları (tahmini toplamın %51'i)... 

Bugünlerde bir tazminat sorunu yeniden gündeme geliyor. AB'nin dış politika yüksek temsilcisi, AB başkentlerinin savaştan sonra Ukrayna'yı yeniden inşa etme maliyetini karşılamak için dondurulan Rus döviz rezervlerine el koymayı düşünmeleri gerektiğini söyledi.  Yakın tarihli, daha hafif bir teklif, yeniden inşa için yalnızca bu tür dondurulmuş varlıkların getirisinin kullanılmasını öneriyor.  Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı ne kadar güçlü bir şekilde kınanırsa, böyle bir kınama, meşru savaş tazminatlarının dikkatli bir şekilde tasarlanmasını ve kalibre edilmesini engellememeli. Rusya'nın şimdiye kadar yükselen petrol ve gaz fiyatları sayesinde ekonomik bir sıkıntı yaşamadığının akılda tutulması gerekiyor.

Tazminat konusu, Avrupa jeopolitiği ve özellikle Almanya'daki iç siyaset üzerindeki vahim etkisinin yanı sıra döviz kurları üzerinde de önemli bir etki yarattı. Almanya'nın ödemelerine kesin gözüyle bakan Fransa, mali durumuna yeteri kadar özen göstermedi. Değişken (veya kısa vadeli) borcu artmaya devam etti. Sonuç olarak, Fransız frangı 1919'un başlarında değer kaybetmeye başladı. 1920'nin sonunda dolar karşısında değerinin üçte ikisini kaybetmişti.   1926'nın ortalarında, değer kaybı yarıdan fazlaydı. Almanya'da, Reichsbank, birbirini takip eden hükümetler, iş adamları ve basın arasındaki genel görüş, “reichsmarkın hızlanan değer kaybının" Alman para arzındaki hızlanan enflasyondan çok tazminatların ödemeler dengesi üzerinde yarattığı olumsuz etkiden kaynaklandığı yönündeydi.   1922'deki Cenova Konferansı'nda, uluslararası likidite arzını artırmak için (altın ABD tarafından biriktirildiğinden), altınla desteklenen para birimlerinin (yani, esas olarak ABD Doları ve daha küçük bir ölçüde İngiliz Sterlini) uluslararası rezerv olarak sayılması kararlaştırıldı. Böylece, Altın Borsası Standardı doğdu.

Bu durum ancak başka bir savaşa kadar sürecekti. Vietnam Savaşı ile Başkan Nixon 15 Ağustos 1971'de doların harici olarak altına çevrilebilirliğini askıya alma kararı aldı. Mayıs 1925'te dönemin Maliye Bakanı Churchill'in poundun altın konvertibilitesine yeniden imkân verebilmek için savaş öncesi pariteden (İngiltere’de fiyatlar bu arada üçte iki oranında artmıştı) dönüştürülebilmesine izin verme kararı Londra'da çoğu insan tarafından yeni dünyanın finans merkezi olarak New York'a meydan okuma bağlamında “bir prestij sorunu” olarak görüldü ve yine bu bağlamda şimdiye kadar yapılmış en kötü politika hatalarından biri gibi görülüyor  – Hâlâ ekonomik bir güç merkezi olan ülkeyi deflasyona ittiği için.

1920-23'teki Alman hiperenflasyonu, savaş sonrası bir parasal fazlalıkla nasıl başa çıkılmaması gerektiğini göstermişti. 20 Haziran 1948'de güçlü Amerikan liderliği altında Batılı Müttefikler tarafından daha sonra Federal Almanya Cumhuriyeti olacak ülkede uygulanan parasal reform ise bunun tersini gösterdi. Alman halkı, enflasyonun 2. Dünya Savaşı sırasında bastırıldığının ve sahip oldukları reichsmarkların değersiz olduğunun farkındaydı. Sonuç olarak, kimse reichsmark ile ödeme almayı kabul etmedi ve ekonomi durma noktasına geldi. Mayıs 1945'ten beri takas ve alternatif para birimleri (örneğin sigaralar) norm haline geldi. Son dakikaya kadar gizli tutulan, “bir Alman markının on reichsmarkın yerine geçmesi” kararı Almanya'nın güvenini anında geri kazandı ve üretken potansiyelini ortaya çıkardı.   

II. Dünya Savaşı'nın sonuçları, Keynes ve çağdaşlarının paylaştığı deflasyonist beklentileri boşa çıkardı. Soğuk Savaş'ın hemen başlaması ve Berlin ablukası (Haziran 1948-Mayıs 1949) ile Kore Savaşı (1950-1953) gibi erken parlama noktaları, en azından kısmen, barış dönemine dönüşün başa bela olan yeniden dönüşüm sorunlarını hafifletmiş olabilir. Daha da önemlisi, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan politika hatalarından bazı dersler çıkarıldı: Marshall planı, tazminatlarla ilgili tartışmaları ilgisiz hale getirdi; en azından Avrupa'nın Batı kesiminde hiperenflasyon riski kontrol altına alındı. 

Pirus zaferi riski

NATO tarafından desteklenen savaş alanlarında, Ukrayna'nın cesareti ve ustalığı, Rus saldırganlığını kontrol altına almayı ve hatta kısmen püskürtmeyi başardı. Ancak askeri ve siyasi açıdan çatışmanın süresi ve sonucu belirsizliğini koruyor. Nihayetinde Ukrayna, AB ve NATO üyeliğinden dolayı ciddi bir fayda elde etti. Buna karşılık, savaşın insani bedelinin yanı sıra Ukrayna'ya şimdiden ciddi bir maliyeti olduğu kesin. Ukrayna'nın GSYH’sinin üçte bir oranında küçüldüğü tahmin ediliyor. Nüfusunun neredeyse beşte biri Batı Avrupa'ya kaçtı.

Enflasyon yıllık %26,6 oranında seyrediyor. Ek olarak, elektrik şebekesi büyük ölçüde tahrip oldu; ticaret açığı GSYH’sinin en az %5,5'i kadar; brüt dış borcu GSYH’sinin en az %85’i; bütçe açığı en az %11’i ve kamu borcu en az %65’i kadar; para birimi de değerinin beşte birini kaybetti. Aynı zamanda, Rusya herhangi bir savaş tazminatını kolayca kabul etmeyecektir. NATO üyelerinden yeni bir Marshall Planı şeklinde ekonomik ve mali destek alamayan Ukrayna, bir Pirus zaferi kazanma riskiyle karşı karşıya. Ancak, müttefiklerinin ödeyeceği bedel ödenmeye değer olacaktır.