Metal ve Madencilik Sektörü: 2026 Görünümü

28 Temmuz 2026'da güncellenmiştir.

  • Lityum, kobalt, nikel, bakır ve nadir toprak elementleri gibi kritik minerallere yönelik uzun vadeli talep; elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji yatırımları ve yarı iletken üretimindeki yapısal büyüme tarafından desteklenmektedir. Net sıfır senaryolarında kritik mineral talebinin 2030 yılına kadar üç katına çıkması beklenmektedir.
  • Büyük madencilik şirketlerinin önemli bölümü, 2021 yılındaki emtia döngüsünün ardından güçlü bilançolar ve düşük borç seviyeleriyle faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu finansal sağlamlık, piyasa oynaklığına karşı önemli bir koruma sağlamaktadır.
  • Hükümetler kritik mineral arz güvenliğini stratejik öncelik olarak görmekte; hızlandırılmış izin süreçleri, stratejik stok programları ve doğrudan yatırım teşvikleri yoluyla sektörü desteklemektedir.
  • Baz metal fiyatları 2022 zirvelerinin altında kalmasına rağmen birçok segmentte tarihi ortalamaların üzerinde seyretmekte ve sektör kârlılığını desteklemektedir.
  • Sektörün yüksek derecede küreselleşmiş tedarik zincirleri jeopolitik risklere açıktır. Ticaret anlaşmazlıkları ve ihracat kısıtlamaları kritik girdilerin tedarikinde aksaklıklara neden olabilmektedir.
  • Çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) gerekliliklerinin artması; karbon emisyonları, su yönetimi, arazi kullanımı ve topluluk ilişkileri alanlarında maliyetleri yükseltmekte ve yeni projelerde gecikmelere yol açmaktadır.
  • Sektör son derece sermaye yoğun bir yapıdadır. Yeni bir madenin keşiften üretime geçiş süresi çoğu zaman 10 yılı aşmaktadır. Bu nedenle arzın talepteki değişimlere hızlı tepki vermesi zordur.
  • Emtia fiyatlarındaki oynaklık yüksek seviyede kalmaya devam etmektedir. Fiyatlar; Çin'in sanayi talebi, küresel büyüme görünümü ve finansal yatırımcı davranışlarına duyarlı seyretmektedir.
Sermaye disiplininin desteklediği güçlü bilançolar, enerji dönüşümünün yarattığı uzun vadeli talep ile birleşiyor!

Metal ve madencilik sektörü; demir cevheri ve çelikten bakır, altın, lityum ve nadir toprak elementlerine kadar uzanan, küresel sanayi üretimi ve enerji dönüşümü için kritik öneme sahip hammaddelerin tedarikini sağlamaktadır.

2025 yılında küresel temel metaller ve metal ürünleri sektörünün brüt üretim değeri yaklaşık 9,6 trilyon ABD doları seviyesine ulaşmıştır (Şekil 1). Çin'in liderliğindeki Asya-Pasifik bölgesi, küresel pazarın yaklaşık %60'ını oluşturmaktadır. Yaklaşık %21 paya sahip Avrupa ise ikinci sırada yer almaktadır. Bu bölgesel yoğunlaşma, Çin'in çelik, alüminyum ve nadir toprak elementleri başta olmak üzere metal sektörünün hemen her alanındaki baskın üretici ve tüketici konumunu yansıtmaktadır.

Temel metaller ve metal ürünleri sektörünün brüt üretim değerinin 2026 yılında yaklaşık 10,4 trilyon ABD dolarına ulaşması beklenirken, 2026-2028 döneminde yaklaşık %7 bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) kaydetmesi öngörülmektedir.

2021 yılındaki emtia süper döngüsünün yarattığı olağanüstü kârlılığın ardından sektörün finansal performansı 2023-2024 döneminde normalleşme sürecine girmiştir. Birçok baz metal ve hacim bazlı emtiada fiyatlar zirve seviyelerden gerilerken, enerji, kimyasal girdiler ve iş gücü maliyetleri yüksek seyretmeye devam etmiştir.

Küresel metal ve madencilik sektörünün toplam FAVÖK (EBITDA) marjı, 2025 yılında yaklaşık %15 seviyesinde gerçekleşerek 2021 yılındaki olağanüstü kârlılık dönemine kıyasla normalleşmenin sürdüğüne işaret etmiştir. Şirketler, emtia fiyatlarındaki yükseliş döneminde oluşan nakit fazlasını büyük ölçüde hissedarlara dağıtırken yeni kapasite yatırımlarında temkinli davranmış ve sermaye disiplinini korumuştur. Bu yaklaşım bilançoları güçlü tutarken gelecekteki arz artışını sınırlamaktadır. Mevcut fiyat seviyelerinde kârlılığı destekleyen bu muhafazakâr yatırım yaklaşımı, enerji dönüşümüne yönelik kritik mineral talebinin hızlanmasıyla birlikte ilerleyen yıllarda arz açığı riskini artırabilir.

Enerji dönüşümü kritik mineraller için güçlü bir uzun vadeli talep yaratıyor!

Sektörün uzun vadeli talep görünümü, özellikle enerji dönüşümü açısından stratejik öneme sahip mineraller bakımından güçlü kalmaya devam etmektedir.

Elektrikli araçlar, rüzgâr türbinleri ve elektrik şebekesi yatırımları için temel bir girdi olan bakırın, talep artışının yeni maden kapasitesinin devreye alınma hızını aşması nedeniyle önemli arz açıklarıyla karşı karşıya kalması beklenmektedir.

Net sıfır emisyon senaryoları altında lityum talebinin 2040 yılına kadar sekiz kat artacağı öngörülmektedir.

Öte yandan nadir toprak elementleri, giderek daha fazla jeopolitik rekabetin odağı haline gelmektedir. Çin'in rafinasyon ve işleme kapasitesindeki hakimiyeti, ABD, Avrupa ve Avustralya'da alternatif tedarik zincirlerinin oluşturulmasına yönelik yatırımları hızlandırmıştır.

Demir cevheri ve çelik gibi hacim bazlı emtialarda ise görünüm daha karmaşıktır. Çin talebi fiyat oluşumunda belirleyici olmaya devam ederken enerji dönüşümü bir yandan fosil yakıt altyapı yatırımlarının azalması nedeniyle talebi sınırlandırmakta, diğer yandan rüzgâr türbinleri, elektrikli araç altyapıları ve bina yenileme projeleri aracılığıyla yeni talep alanları yaratmaktadır.

Şirketlerin geleceği kontrol etmelerine yardım ediyoruz. İşinizi, ticari istihbaratımızın gücüyle karlı bir şekilde büyütebilirsiniz.

1. Kritik mineral politikaları ve kaynak milliyetçiliği

Hükümetler stratejik mineralleri giderek daha fazla ulusal güvenlik unsuru olarak değerlendirmektedir. Bu durum ihracat kısıtlamaları, yerli içerik şartları ve yabancı yatırımlara yönelik inceleme mekanizmaları yoluyla küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesine neden olmaktadır.

2. Çin'in sanayi talebinin seyri

Çin, küresel baz metal ve demir cevheri tüketiminin üçte ikisinden fazlasını gerçekleştirmektedir. Ülkenin inşaat ve imalat faaliyetleri ile karbonsuzlaşma sürecinin hızı, küresel metal fiyatlarının yönünü belirlemeye devam edecektir.

3. Finansman koşulları ve sermaye disiplini

2021 yılındaki emtia döngüsünün ardından sektör sermaye tahsisinde temkinli bir yaklaşım benimsemiştir. Daha agresif yatırım stratejilerine geçiş, gelecekte fiyatlar üzerinde baskı yaratabilecek yeni arz büyümesinin erken sinyali olacaktır.

4. Enerji dönüşümüne bağlı metal talebi

Elektrikli araç üretimi, enerji depolama sistemleri, rüzgâr enerjisi yatırımları ve elektrik şebekesi modernizasyonu; bakır, lityum, nikel ve kobalt talebinde geleneksel sanayi döngülerinden bağımsız yapısal bir büyüme yaratmaktadır.

5. Çevresel düzenlemeler ve izin süreçleri

Daha sıkı çevresel standartlar ve yerel toplulukların artan itirazları, yeni maden projelerinin geliştirilmesini zorlaştırmakta ve üretime geçiş sürelerini uzatmaktadır. Bu durum, fiyatların destekleyici olduğu dönemlerde dahi arz artışını sınırlamaktadır.

metal grafik
metal görünümü

Türkiye, küresel metal sektöründe stratejik öneme sahip ülkelerden biridir.

Türkiye, 2024 yılında 36,9 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi konumundadır. Üretimin 2025 yılında 38,1 milyon tona, 2026 yılında ise 40,8 milyon tona yükselmesi beklenmektedir. Bu görünüm, sektörün güçlü yatırım kapasitesini ve Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasında stratejik bir üretim ve ticaret merkezi olma avantajını yansıtmaktadır.

Temel metaller ve metal ürünleri sektörünün brüt üretim değeri, 2024 yılında yaklaşık 164 milyar ABD doları seviyesindeyken 2025 yılında 182 milyar ABD dolarına, 2026 yılında ise 208 milyar ABD dolarına yükselecektir. Bu da 2026 yılında yaklaşık %14,4 büyümeye işaret etmektedir. Sektör, küresel talepteki toparlanma ve Türkiye'nin hurda bazlı elektrik ark ocaklı çelik üretimindeki rekabet avantajından faydalanmaktadır.

Sektörün ekonomiye sağladığı katma değer üretimi de dikkat çekicidir. Katma değer üretiminin 2024 yılındaki 37,7 milyar ABD doları seviyesinden 2025 yılında 42,5 milyar ABD dolarına ve 2026 yılında 48,4 milyar ABD dolarına yükselmesi beklenmektedir.

Sektör içerisinde demir-çelik alt segmenti en büyük paya sahip olmaya devam ederken, demir dışı metaller en hızlı büyüyen alan olarak öne çıkmaktadır. Bu segmentin brüt üretim değeri 2024 yılında 24,6 milyar ABD dolarından 2025 yılında 34 milyar ABD dolarına, 2026 yılında ise 40,9 milyar ABD dolarına yükselecektir.

Bu büyüme; Türkiye'nin bakır ve alüminyum işlemedeki artan kapasitesi, madencilik yatırımları ve inşaat ile otomotiv sektörlerinden kaynaklanan güçlü talep tarafından desteklenmektedir.

Sektördeki yatırım harcamalarının (CAPEX) 2024 yılındaki 13,7 milyar ABD doları seviyesinden 2025 yılında 16,4 milyar ABD dolarına ve 2026 yılında 17,8 milyar ABD dolarına yükselmesi beklenmektedir.

Bu yatırım eğiliminin arkasındaki temel faktörler şunlardır:

  • İnşaat sektörünün çelik talebi açısından önemli bir iç talep kaynağı olmayı sürdürmesi,
  • Avrupa'nın Rusya kaynaklı tedarike bağımlılığını azaltma sürecinde Türk üreticilerin pazar payı kazanması,
  • Altın, bakır ve bor madenciliğine yönelik yatırımların artması.

Türkiye, dünyanın en büyük bilinen bor rezervlerine sahip olup bu kaynak temiz enerji teknolojileri açısından giderek daha stratejik hale gelmektedir.

Orta Vadeli Görünüm

Sektörün 2028 yılına kadar büyümeye devam etmesi, ancak büyüme hızının kademeli olarak normalleşmesi beklenmektedir.

Brüt üretim değerinin 2027 yılında 221 milyar ABD dolarına, 2028 yılında ise 227 milyar ABD dolarına ulaşacağı öngörülmektedir.

Yıllık büyüme oranlarının 2026 yılındaki güçlü toparlanmanın ardından %3-4 bandına gerilemesi beklenirken, ham çelik üretiminin 2027 yılında 41,9 milyon tona ve 2028 yılında 43,3 milyon tona ulaşması öngörülmektedir. Böylece Türkiye'nin dünyanın ilk on çelik üreticisi arasındaki konumunu koruması beklenmektedir.

Görünüm üzerindeki temel riskler sektörel olmaktan ziyade makroekonomik niteliktedir. Türk lirasındaki değer kaybının sürmesi, yüksek dış finansman ihtiyacının küresel kredi koşullarına duyarlılığı artırması ve Karadeniz ticaret koridorlarını etkileyebilecek jeopolitik gelişmeler sektör açısından başlıca risk unsurlarıdır. Özellikle bu gelişmeler enerji ve hammadde maliyetleri üzerinde ilave baskı yaratabilir.

Kaynaklar: Oxford Economics, Allianz Research.

Küresel iflaslarda gümrük vergilerinin olumsuz etkileri henüz tamamen hissedilmedi. 2025 ve 2026’da  artması beklenen iflaslarda azalma 2027 yılını bulacak.

Talep, gümrük tarifeleri ve döviz kuru risklerindeki hızlı değişimlere karşı ihracatçıların çevik planlama, operasyonel verimlilik ve esnek tedarik zincirlerine öncelik vermesi gerekiyor.

Sürdürülebilirlik, stratejik bir avantajdır. ESG ve sürdürülebilirliği küresel ticaret stratejilerine entegre etmek, finansal dayanıklılığı güçlendirir, marka itibarını artırır.